· Çevrimiçi Ziyaretçiler: 1
· Çevrimiçi Üyeler: 0
· Toplam Üye Sayısı: 318
· En Yeni Üye: ozelegitimci34
|
|
|
Özel Eğitim & Rehabilitasyon Sitesine Hoş Geldiniz...
|
|
Özel eğitime ihtiyaç duyan öğrencilerin eğitim olanaklarından daha iyi faydalanabilmeleri için, daha özel müfredat programlarına, özel materyal kullanımına, özel eğitim uzmanlarından yararlanılmasına, mekanlarda özel fiziksel düzenlemeler yapılmasına elbette ihtiyaç vardır. Ancak farklı öğrencilerin bu türden özel olanaklara ihtiyaç göstermiş olmaları anların farklı bir kategori içine çekilmelerine ve dışlanmalarına kaynaklık etmemeli, toplumda özel eğitime muhtaç duyan kişilere yönelik zaten yaygın olan olumsuz bakışın ve önyargıların desteklenmesine izin verici olmalıdır.
Özel Eğitime Muhtaç : Çeşitli duyu organlarında (görme r11; işitme r11; konuşma gibi) kayıpları olan, özel nedenlerle ağır öğrenen zihinsel engeli bulunan yada gelişim özellikleri itibari ile hastalıklara bağlı olarak yaşına uygun davranamayan kişiler için kullanılan bir kavram .
Engel r11; Özür : Yetersizlik yüzünden bireyin kendinden beklenen toplumsal rolleri yerine getirememesi. Örneğin körlük nedeniyle göremeyen bir kişinin okuma yazma konusunda kendinden beklenen rolleri yerine getirememesi yada ayaklarının kırılmış olması nedeniyle yürüyemeyen birisinin kendi özbakım ihtiyaçlarını giderememesi.
Tarih İçinde Özel Eğitim
1800r17;lü yılların ortalarından itibaren engelli kişilerin eğitim çalışmalarında hızlı ilerlemelerin meydana geldiği görülmektedir. Fransar17;da ilköğretimde başarısız olan çocukların zihinsel özelliklerini saptamak amacıyla Alfret Binet (1857 r11; 1911), zekanın ölçülmesini hedefleyen testler geliştirmiştir.
Beş duyuya hitap eden eğitim materyalleri Maria Montes Son (1870 r11; 1952) tarafından geliştirilerek zihinsel engelli çocukların eğitiminde kullanılmaya başlanmıştır.
Fransa, ihtilalinin getirdiği yeni anlayışla özürlülere yönelik olumlu eğitsel olanakları sunmaya çalışan ilk ülke olmuştur.
Özel Eğitim Konusunda Türkiyer17;nin Durumu
Bilindiği gibi çeşitli ulus, bölge ve dinlerden üstün zekalı çocukların alınarak devletin yönetsel kadrolarına getirilmek üzere eğitildiği bir kurum olan Enderun okulları Osmanlır17;da oldukça eski dönemlerde açılmıştır.
1950r17;den itibaren özürlülerle ilgili ana faaliyetler Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde yürütülmesine rağmen, zaman zaman Çalışma Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı; yine zaman zaman Çocuk Esirgeme Kurumu, Sosyal Sigortalar Kurumu ve çeşitli özel kurumlar özürlülerle ve özürlülükle ilgili çalışmalar yapmışlardır. 1980r17;den sonra Özel Eğitim Genel Müdürlüğü oluşturulmuş, bu kurum 1983r17;te Özel Eğitim ve Rehberlik Dairesi Başkanlığına dönüştürülerek görev ve yetkileri genişletildi.
Özel Eğitimin İlkeleri
1. Eğitim tüm yurttaşlar için temel anayasal bir haktır. Bu yüzden özürlü vatandaşlarda diğer vatandaşlar gibi eğitim olanaklarından yararlanma hakkına sahiptir.
2. Bugün tıpta gelinen nokta itibariyle çocukların bazı özürle doğup doğmayacağı anne karnındayken keşfedilebilmektedir. Aynı zamanda birçok özrün oluşmasına yol açan risk faktörleri de belirtilmiştir. Bu durumda aileye büyük sorumluluklar düşer. Gerek özürlülük konusundaki risk faktörlerini azaltmak gerekse çocuğun özürlü olduğunu anladıktan sonra uygun eğitsel olanaklardan faydalanmasını sağlamak gibi sorumluluklar düşer. Günümüzde birçok çocuk uygun eğitimi alamadığı için, kısa sürede aşılabilecek gelişim kusurları yüzünden ve bulunduğu ortamdan kaynaklanan yetersizlik yüzünden engelliymiş gibi algılanmaktadır.
3. Özel eğitime muhtaç olan bireylerin eğitimlerine erken yaşta başlamaları oldukça önemlidir. Çocukların zamanında öğrenmeleri gereken ve öğrendikleri oranda onların yaşamla başa çıkmasını kolaylaştıran fırsatlar erken eğitimle erken devreye girer. Ayrıca gerek ailenin gerek çocuğun kendi özrünü kolay kabullenmesini sağlar
4. Özel eğitim hizmetleri, özel eğitim gerektiren bireyleri sosyal ve fiziksel çevrelerinden mümkün olduğu kadar ayırmadan planlanıp yürütülmelidir. Eğer çocuk sosyal çevreden uzak tutulursa iyi eğitim olsa bile kişisel sıkıntıları aşamaz.
5. Eğitim genel olarak bireyselleştirilmesi ve bireylerin ihtiyaçlarını merkeze alarak anlara eğitim olanaklarının götürülmesi günümüzde giderek yaygınlaşan bir düşüncedir. O nedenle engelli bireyler için onların kişisel ihtiyaçlarını göz önünde bulunduran, bireysel eğitimin uygulanması gerekir.
6. Özel eğitim gerektiren kişilerin bütünsel gelişimlerini sağlamak oldukça önemlidir. Bedensel, zihinsel, sosyal, duygusal yönlerin hepsi dikkate alınmalıdır. Bedensel ve zihinsel gelişimleri kadar, sosyal ve duygusal yönleri de ele alınmalıdır.
7. Özürlü çocukların özürlü olmayanları ile birlikte eğitimlerine yönelik uygulamalar yapılır. Ve kaynaşmaları amaçlanır.
8. Özel eğitim bir ekip işidir. O yüzden tek başına, aile, okul, o alandaki uzman ve kişinin bakımını üstlenen kurum özrün yarattığı engelleri aşma gücüne sahip değildir. Özellikle aile ile işbirliği yapılmalıdır.
9. Özel eğitim politikalarının geliştirilmesinde, özel eğitim gerektiren bireylere yönelik etkinlik gösteren sivil toplum örgütleri ile işbirliği içinde yapılmalıdır. Özellikle büyük şehirlerde özürlü çocuklarla ilgilenen sivil toplum kuruluşlarının son dönemlerde yaygınlığı artmıştır.
10. Özürlü kişilere sadece destek sağlamak yetmez. Anların yaşamda tek başına kaldığında kendine yetebilecek bir hedefle okullarda eğitim verilmelidir. Yine bu yüzden özürlü kişiler için meslek edindirme, iş olanakları yaratma ve onlara bu olanakları kullandırma, oldukça önemlidir.
Özürlülüğün Nedenleri
1. Doğum Öncesi Nedenler : Doğum öncesinde özellikle zihinsel engellilik açısından çocuklar için en önemli risk faktörü genetik etmenlerdir. Akraba evlilikleri bu açıdan çok risk taşır. Ayrıca annenin hamileyken yaşadığı olaylar, kullandığı ilaçlar, içki r11; sigara gibi keyif verici maddeler, yine annenin radyasyona maruz kalması, hamileyken geçirdiği hastalıklar, hamilelik yaşı ve stresli yaşam doğum öncesi nedenlerdendir.
2. Doğum Sırası Nedenler : Doğumun hijyenik ortamda yapılmaması, doğum sırasında kullanılan araç r11; gereçlerin uzman olmayanlarca kullanılması, erken yada geç doğum, doğum sırasında oluşan enfeksiyonlar, doğumu yapan kişilerin eğil olmaması, beynin oksijensiz kalması gibi nedenlerdir.
3. Doğum Sonrası Nedenler : Çocuklar erken yaşlarda geçirilen ateşli hastalıklar nedeniyle engelli hale gelmektedir. Çoğu kez ailenin enfeksiyonlara bağlı hastalıkları önemsememesi, tedavi olanaklarında uzak olmaları, yoksulluk ve bilinçsizlik nedeniyle çocukların yeterli ve düzenli beslenememesi, yine erken yaştan itibaren çalıştırılan çocukların kendilerini işyerlerinde koruyabilecek bilinç ve beceriden yoksun olmaları, çocuk istismarları, fiziksel ve psikolojik baskılar.
Özürlülerin Gruplandırılması
Bir çok ülkede ve ülkemizde tersi uygulamalar yaygın olarak özürlülerle ilgili kurumlarda yürütülse de, insan merkezli eğitime inanan birçok eğitimci içinde, özürlü çocukları sınıflandırmak yerine, hangi alanlarda neye özel ihtiyaç duyulduğunu belirleyerek eğitim verme düşüncesi giderek yaygınlaşmaktadır.
Özürlü bireylerin eğitiminde onların neye ihtiyaç gösterdikleri düşüncesin¬den yola çıkılması gerektiğini savunan görüşe göre özürlülerin özel olarak ihtiyaç duydukları alanları dört başlık altında toplayabilmek mümkündür.
1. Fiziksel Özelliklerinden Kaynaklanan Nedenlerle Özel Eğitime İhtiyaç Duyanlar
Bedenin zarar gördüğü ve fonksiyonlarını yitirdiği durumlarda kişiler özel eğitime gereksinim duyarlar. Bedenle ilgili özür çok farklı nedenlerden kaynakla¬nabilir. Sözgelişi, kazalara ve yaralanmalara bağlı bedensel zedelenmeler, organ kayıpları ve bunlara bağlı olarak oluşan bedensel engeller. Yine sinir sisteminde, (örneğin beyin iltihaplanması yada artrit gibi nedenlere bağlı olarak oluşan) ha¬sarlar nedeniyle bedende ortaya çıkan fonksiyonel kayıplar yüzünden kişiler sağ¬lam kişilerden farklı ihtiyaçlara sahip olurlar. Bu türden kayıpları yada engelleri olan kişiler, mekanlarda bazı özel değişikliklere ihtiyaç gösterirler. Bu türden ka¬yıpları olan kişiler engelin kendilerinde oluşturduğu dezavantajlardan kısmen ko¬runmak için, tekerlekli sandalye ve baston gibi araçlara; yine kendileri için özel dizayn edilmiş tuvaletlere, yollara, kaldırımlara, ihtiyaç gösterirler. Keza aynı en¬geller kişilerin zaman zaman bakımının hastanelerde yapılmasını gerekli kılabilir.
2. Dil, Konuşma ve Duyusal Yetersizliklerden Kaynaklanan Nedenlerle Özel Eğitime
İhtiyaç Duyanlar
Duyuların etkin kullanımı konusundaki problemler ve engeller bu alana girer. Çeşitli nedenle oluşan görme, işitme r11; konuşma bozukluklarına bağlı olarak bi¬reylerin günlük yaşamlarında karşılaştıkları ve bu problemler nedeniyle özel eğitime ihtiyaç gösterdikleri durumlardır. Sözgelişi işitme engelli bireyin engeline değil de bu engelden dolayı yaşadığı iletişim sorunlarına vurgu yapıldığında, kişi ile iletişim kurarken nelere dikkat edilmesi gerektiği öne çıkacak ve sözgelişi işit¬me engelliler için geliştirilmiş işaret alfabesinden faydalanmak eğitimciler için bu kişi ile iletişimde daha önemli hale gelecektir.
3. Öğrenme Güçlüklerinden Kaynaklanan Nedenlerle Özel Eğitime İhtiyaç Duyanlar
Beyin ile ilgili olarak yaşanan çeşitli sorunlar nedeniyle, yaşamın çeşitli alanlarında öğrenmede karşılaşılan sorunları olanlar bu gruba girer. Öğrenme güçlükleri hafif, orta, ağır ve çok ağır düzeyler¬de olabilir. Bu kişilerin zekalarına vurgu yapmak ve bunları zihinsel engelli diye sınıflamak, bu türden özürü olanlara yönelik çoğu kez r0;zaten anlamazr1;, "ondan bundan daha fazlasını beklememek gerekir" türünden onlara belki de özel eğitim uygulandığında başarabilecekleri pek çok şeyle ilgili fırsat sunmamaya neden olurken, sözgelişi okuma ve yazma konusunda yada sözgelişi aritmetik problemleri diğer öğrenciler kadar çözme konusunda güçlükleri olanlar diye yaklaşıldığında bu konularda onlara özel yöntemlerle yaklaşma, daha sabırlı davranma türünden "davranışlara neden olacak, bu da öğrenme güçlüğü yaşayan öğrencilerin bu engelleriyle başa çıkmasında onlara kolaylık sağlayabilecektir.
4. Duygusal ve Davranış Problemlerinden Kaynaklanan Nedenlerle Özel Eğitime
İhtiyaç Duyanlar
Birey yaşamında var olan herhangi bir sorunlu durum nedeniyle duygusal ve davranışsal sorunlar yaşayabilir. Bireylerin ister bedensel, ister duyusal yada öğ¬renme sorunlarından olsun, duygusal alanda sorunlar göstermesi neredeyse kaçı¬nılmaz olabilir. Engelli bireylerin yaşadıkları engellerin zaten kendilerine olumlu duygular oluşturması beklenemez, psikolojide yapılan pek çok araştırma, engel¬lemeye maruz bırakılan kişilerin saldırganlaştıklarını ortaya koymaktadır. Yani, sadece engelin oluşturduğu güçlük nedeniyle bile dış dünyaya çoğunlukla öfkeli olan çocuklar, sosyal çevrelerinden engellerinden dolayı aldıkları, aşağılanma, alaya alınma, acınma türünden tepkiler nedeniyle daha da olumsuz duygular yaşamaktadırlar.
Engelleri nedeniyle ortaya çıkan duygusal ve davranışsal problemin çözümünde rehberlik servislerine ve sınıf öğretmenlerine önemli görevler düşmekte¬dir Engelli olmayan arkadaşlarının engelli öğrencilere duyarlı davranmalarının başarılması kuşkusuz bir kültürel sorundur ve topyekün bir bilinçliliği gerekli kıl¬maktadır. Bu bilincin oluşturulmasında engelli olanlardan çok engelli olmayan çocukların eğitilmesi gerekmektedir. Bunun sağlanması için atılması gereken pra¬tik adımlar (empati geliştirme alıştırmaları vs.) ilerde daha geniş ele alınacaktır.
Özürlülerle ilgili her ne kadar sınıflandırmanın sağlıklı olmadığı görüşü yaygınlaşsa da halen gelişmiş ülkelerde bile bu anlayışa uygun pratikler tam olarak gerçekleştirilememektedir. Ülkemizde özürlüler hala gruplandırılmakta ve özürlü kişilere yönelik özel eğitim etkinlikleri görme, işitme, ortopedik, zihinsel öğrenme yetersizliği, süreğen hastalığı, uyum güçlüğü, dil ve konuşma güçlüğü olanlar ile üstün ve özel yetenekliler olmak üzere sekiz ayrı grupta yürütülmektedir. Ay¬rıntıya girmeden bu olanaklardan faydalanan özür grupları ile ilgili bilgiler aşağıda verilmiştir.
Ülkemizde Özürlü Kişilere Yönelik Özel Eğitim Etkinlikleri
1. Görme Yetersizliği Olanlar
Özel eğitim okullarında görme yetersizliği olanlara ve az görenlere okul ön¬cesi ve ilköğretim düzeyinde eğitim hizmetleri sunulmaktadır. İlköğretim düze¬yindeki görme engellilerin okullarının tümü yatılı olmasına rağmen gündüzlü olarak bu okullara devam etmek isteyen öğrencileri de bu olanaklar sağlanmaktadır. Bu öğrenciler, kaynaştırma ve özel eğitim sınıfı uygulamaları ile de eğitimlerine devam edebilmektedirler. İlköğretimlerini tamamlayan görme engelliler üst öğre-nimlerini normal okullarda sürdürmektedirler.
Görme engelliler okullarında kitaplar Braille (kabartma yazı) olarak Görme Engelliler Basımevi ve Akşam Sanat Okulunda basılmakta, ayrıca engellerinin oluşturduğu güçlüğü aşmada yardımcı olacak araçlar ve orta öğretime parasız ya¬tılı olarak yerleştirilen görme engellilerin için ders kitapları Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğünde kasetlere okutularak öğrencilerin hizmetine sunulmaktadır.
2. İşitme Yetersizliği Olanlar
İşitme yetersizliği olan öğrencilere özel eğitim okullarında okul öncesi, ilköğ¬retim ve orta öğretim düzeyinde yatılı ve gündüzlü hizmet verilmektedir. Bu öğrencilerin orta öğretimlerini normal okullarda kaynaştırma uygulamalarıyla sür¬dürmeleri esas alınmakta ve bunlar meslek liselerine sınavsız yerleştirilmektedir. İşitme yetersizliği olan öğrenciler için ayrı meslek liseleri de açılmıştır. Bu öğren¬cilerin lise ve üniversite eğitimleri normal okullarda gerçekleştirilmektedir.
3.Ortopedik Yetersizliği Olanlar
Ülkemizde ortopedik yetersizliği olan okul çağı çocuklarına okul öncesi, il¬köğretim ve orta öğretim düzeyinde eğitim hizmetleri tıbbi rehabilitasyon iç içe sunulmaktadır. Bu olanakların Türkiye'nin her yerine yeterli düzeyde götürüldü¬ğünü ileri sürmek mümkün değildir. Ortopedik engelliler için açılmış olan mes¬lek lisesinde halen kız öğrenciler "dekoratif el sanatları", erkek öğrenciler "cilt ve serigrafi", kız ve erkek öğrenciler "muhasebe" bölümlerinde mesleki eğitim al-maktadırlar.
4. Dil ve Konuşma Güçlüğü Olanlar
Dil ve konuşma güçlüğü olan çocuklar özel eğitim hizmetleri doğrudan on¬lar için açılmış okullar aracılığı ile değil, normal okullarda kaynaştırma yoluyla eğitimlerine devam etmektedirler. Bu çocuklara ne türden özel eğitim desteği veri¬leceği Rehberlik ve Araştırma Merkezlerinde görev yapan psikolojik danışmanlar tarafından belirlenmektedir. Bu kurum öğretmene, kurum idaresine, aileye yö¬nelik çocuğun bireysel ve gelişim özelliklerini dikkate alarak bilgilendirme toplan¬tıları yapmakta, eğitim r11; öğretim ortamını bozmadan sınıf r11; okul ve ev ortamında alınması gereken tedbirler hakkında yönlendirmeler, sınıf öğretmenlerinin bu ko¬nuda hizmet içi eğitim seminerlerinden yararlandırılmaları, ailelere verilecek se¬minerler gibi etkinliler düzenlemektedirler.
5.Öğrenme Güçlüğü Olanlar
Öğrenme güçlüğü olan çocuklara özel eğitimleri, özel eğitim okulları aracılığı ile gerçekleştirilmektedir. Bu çocuklar için okul öncesi, ilköğretim ve yaygın eğitim düzeyinde gündüzlü olarak eğitim verilmekte, orta düzeyde (eğitilebilir) zi¬hinsel yetersizliği olanlar ilköğretimleri hem normal ilköğretim okullarında oluşturulmuş kaynaştırma sınıflarında hem de özel eğitim ilköğretim okullarında sür¬dürmektedirler. İlköğretimlerini tamamlayan bu öğrenciler, zihinsel düzeylerine uygun genel kültür derslerinin verildiği "Meslekî Eğitim Merkezlerine" devam etmektedirler.
Ağır düzeyde (öğretilebilir) zihinsel yetersizliği olan, zorunlu öğrenim çağı içindeki çocukların eğitimleri r0;Eğitim Uygulama Okullarındar1; sürdürülmektedir. Bu okullarda bu çocuklar için öz bakım ve temel yaşam becerilerinin kazandırıl¬ması temel amaçtır. Ayrıca çocuklar için işlevsel akademik becerilerin geliştirilmesine yönelik programlar da uygulanmakta, zaman zaman çocukların 18 yaşın¬dan sonra içice olacağı toplumsal ilişkiler ağına uyum sağlayabilmesi için bu çocuklara toplumsal ilişkilerle ilgili alıştırmalar da yaptırılmaktadır.
Zihinsel yetersizliği olan yetişkinler, gelişim özelliklen ve yeterliliklerine uy¬gun bir iş ve mesleğin temel becerilerini kazandırmak amacıyla açılan "İş Eğitim Merkezlerine" devam etmektedirler.
Çok genel olarak zeka, uyaranları algılama, değerlendirme,düşünme, öğ¬renme, sorun çözme ve çevreye uyum yapma gibi yüksek zihinsel işlevlerin tü¬müne işaret etmekte, zihinsel engelde tüm bu yüksek beyin işlevlerinde meyda¬na gelen kayıplar olarak değerlendirilmektedir. Zihinsel işlevler açısından norma¬lin altında olma, zeka testlerinden elde edilen zeka bölümü puanının (IQ) yakla¬şık 70'ten (zeka testlerinin standart sapmalarına göre bu puan biraz değişmekte¬dir) aşağı olma durumudur.
Zihinsel engellilerin sınıflandırılmasında, engelli çocuklarla ilgilenen gelişim uzmanlarının farklı alanlarda olması nedeniyle farklı terminoloji kullanılsa da, günümüzde yaygın olarak aşağıdaki sınıflama benimsenmektedir.
Hafif Zeka Geriliği: Zeka bölümü 70 r11; 55 arasında olanlar. Bu kişiler Debil yada eğitilebilir olarak ta adlandırılmaktadır. Zihinsel özürlüler %85 oranıyla en çok bu grupta toplanırlar. Özel eğitim olanaklarından faydalanma şansı yakalayabilirse, okuma r11; yazma, aritmetik gibi akademik beceriler kazanabilir ve ilkokulu bitirebilirler. Bu gruptakiler yaşamlarında büyük zorlanmalara maruz kalmazlarsa ve kendilerini anlayan destekleri yakalayabilirlerse yaşamlarını kendi başlarına idare ettirmekle fazla zorlanmazlar.
Orta Zeka Geriliği: Zeka bölümü 55 r11; 35 arasında olan bu kişiler Embesil yada öğretilebilir olarak ta adlandırılmaktadır. Zihinsel engel grubunun yaklaşık %10'unun bu grup oluşturur. Ciddi aile desteği alabilirlerse ve özel eğitim olanaklarından yeteri kadar faydalanabilirse, bazı akademik yetenekleri geliştirebilir, okuma r11; yazma öğrenebilirler.
Ağır Zeka Geriliği: Bu grup 35 r11; 25 zeka bölümü arasında toplanır ve idiot yada bağımlı olarak ta isimlendirilir. Zihinsel engelli grupların %3 ila 4'ü bu gruptadır. Bu gruptaki kişilerin 5 r11; 6 yaşına kadar yürümeleri zordur veya çok yetersizdir. Altı yaştan sonra kendilerini basit anlamda bes¬leyebilirler, fakat tuvalet eğitimleri konusunda neredeyse bir ömür boyu sorunlar yaşarlar. Konuşmaları son derece yetersizdir ve genelde tek ke¬lime ile ihtiyaçlarını bildirirler. Yetişkin yaşamda bile bir yetişkinin dene¬time tabidirler.
Derin (Çok Ağır) Zeka Geriliği: Bu grupta zeka bölümü 25 ve altında olan kişiler yer alır. Ağır İdiot veya tam bağımlı da denilen bu kişiler ömürleri boyunca yetişkine ve çoğu zaman da yatağa bağımlıdırlar. Öz bakım becerilerini (yeme r11; içme r11; tuvalet) gerçekleştirmeleri imkansızdır. Konuşamazlar.
6. Uzun Süre Hâsta Olan ve Hastanede Yatanlar
Ülkemizde, sürekli bakım ve tedavi gerektiren hastalıkları sebebiyle eğitime devam edemeyen öğrenciler için olanaklar ve ailelerin talepleri ölçüsünde hastanelerde açılan okullar bünyesinde yada sınırlı sayıda da olsa evlerde eğitim hiz¬metleri verilmektedir.
7. Üstün ve Özel Yetenekliler
Okul öncesi, ilköğretim ve orta öğretim çağındaki üstün veya özel yetenekli öğlencilerin bireysel yeteneklerinin farkında olmalarını ve kapasitelerini geliştire¬rek en üst düzeyde kullanmalarını sağlamak amacıyla; örgün eğitimleri dışındaki zamanlarında ilgi, yetenek ve istekleri doğrultusunda eğitim veren "Bilim ve Sa¬nat Merkezleri" açılmaktadır.
8. Uyum Güçlüğü Olan Çocuklar
Duygusal ve sosyal yönden uyum güçlüğü olan çocuklara özel eğitim önlemleri alınarak normal okullarda kaynaştırma yoluyla eğitim verilmektedir. Uyum güçlüğü yaşayan çocukların hem tanımlanmasında hem de eğitimlerinde önlemler alınmasında uzman personele oklukça fazla iş düşmektedir. Bu konuda rehberlik ve araştırma merkezleri ile çocuk psikiyatrisi servisleri, öğretmene, ku¬rum idaresine ve aileye yönelik çocuğun kişisel gelişim özelliklen çerçevesinde yapabilecekleri ile ilgili yardımlar sunmaktadırlar. Bu yardımlar daha çok çocukla nasıl bir ilişkinin kurulması ve çocuğa okul ve ev ortamında nasıl davranılması gerektiği konularına odaklanmaktadır.
Uyum güçlüğü olan çocuklar içinde ele alınan otistik çocukların eğitim ve öğretimden yararlanabilmeleri için "Otistik Çocuklar Eğitim Programı" hazırlan¬mıştır. Otistik çocukların eğitiminde, farklı modeller geliştirmek ve uygun görü¬lenleri yaygınlaştırmak için Otistik Çocuklar Eğitim Projesi ve Uygulama Yönerge¬si 17.12.1999 tarihinde uygulamaya konulmuş; bu proje ve yönerge doğrultu¬sunda "Otistik Çocuklar Eğitim Merkezleri" açılmaya başlanmıştır. Yine uyum
güçlüğü içinde değerlendirilen Dikkat Eksikliği ve Hiperaktif Bozukluklar için de benzer çalışmalar yaygınlaştırılmaktadır.
Özürlülerin Karşılaştığı Güçlükler
Kuşkusuz her özür grubunun yaşadığı güçlük hem özrün türünden hem özürlü kişinin özre verdiği anlamadan, hem de çevrenin özürle ve özürlü ile ilgilenme biçiminden etkilenir. Bu nedenle özürlü kişilerin tam olarak ne türden güçlükler yaşadıklarına empati yapmak zor, neredeyse imkansızdır. Ancak yine de söz gelişi bir görme engellinin yaşadığı güçlükleri anlamak için basit testleri insanın yapması mümkündür. Sözgelişi bir gün için de sadece yarım saatlik bir za¬man dilimi için gözlerin bağlanılması ve gündelik yaşamın bağlı gözlerle sürdürülmeye çalışılması görme konusunda sorunlu olanların yaşadıkları güçlükleri anlamamazı kolaylaştırabilir. Ne var ki, böyle bir deneyim durumu anlamayı kolaylaştırsa da, bire bir görme engelli ile aynı duyguları yasamamıza yol açmaz. Çünkü biz her şeyden önce bu sıkıntılı sürecin belli bir zaman dilimi için geçerli olduğunun bilincindeyizdir ve dahası bu oyundan istediğimiz zaman ayrılma şansımızın olduğunu biliriz. Diğer özür grupları içinde benzer türden alıştırmalar aracılığı ile engelli kişinin durumunu ve yaşadığı güçlükleri kısmen fark edebilmek mümkündür. Ne var ki fark etmemiz gereken bir şey daha var ki, bu türden alıştırmalar bizler için yaşamın içinde küçük bir oyunken bir engellinin yaşam gerçekliğinin ta kendisidir. Ve bu gerçekliği kabul etmek yada bu gerçeklikle uyum içinde yaşamak ne yazık ki hiç de kolay değildir.
Engelli bireylerle yapılan görüşmeler onların özürlerinden çok toplumun özüre ve özürlüye bakışından etkilendiğini göstermektedir. Dolayısı ile engelli kişi sadece özürüyle değil ondan daha fazla toplumun onun özürüne verdiği anlamla uğraşmak zorunda kalmaktadır. Bir sohbet sırasında bir engelli arkadaşımın "normaller bize sadece engelimizden dolayı bazı yaşam alanlarımızda kayıp-ları olan insanlar gözüyle baksa, yasamdaki kayıplarımız yarı yarıya azalır" sözleri sanırım bu durumun çarpıcı bir anlatımı olsa gerek.
Ekonomik ve kültürel açıdan yeteri kadar gelişmemiş toplumlarda özürlülük neredeyse değişmez bir kader durumu olarak algılanmaktadır. Bu toplumlarda özre yol açan risklerin azaltılması ile neredeyse ilgilenilmemektedir. Dahası özürlünün yaşadığı güçlükler görmezden gelinir ve çoğunlukla onlar için özel bir şeyler yapılması toplumsal bir görev olarak algılanmaz. Eşdeyişle, özürlü birey normal kişiler için hazırlanmış toplumsal düzeneğe uymaya zorlanır. Özürlü kişi¬lerin basit sokak düzenlemeleri ile dahi, (örneğin engelliler için merdiven, örne¬ğin engelliler için tuvalet, örneğin engelliler için yaya geçitlerine konulan sesli ge¬çiş ikazları vb...) ne denli hayatlarının kolaylaşacağı görmezden gelinir. Bir bütün olarak özürlü olmayanlara göre ayarlanmış ilişkiler sistemi içine özürlü kişi sokulmaya çalışılır, analoji kurulması gerekirse kanıtları olmayan bir canlı, kuşlar diyarında kuşlarla birlikte yaşamaya itilir. Bu yaklaşım nedeniyle çoğunlukla özür¬lüler, kendilerini evlerinin içine kapatırlar yada kendi yaşam alanlarım evlerinin yakın çevreleri ile sınırlarlar.
Daha çok gelişmemiş ülkelerde özürlü kişiler erken yaşlardan itibaren iyi eğitim olanaklarından faydalandırılmadıklarından çoğunlukla iş göremez hale gelmektedirler. Yapabilecekleri işleri bile yapmaktan alıkonulan, sürekli yaşamın dışında tutulmaya çalışılan engelli kişiler, yetişkin yaşamda sürekli başkalarına bağımlı hale gelmekte, dolayısı ile sürekli başkaları ile "minnettarlık" temelinde bir ilişki sürdürmek zorunda kalmaktadırlar. Yeteneklerinin geliştirilmesine fırsat verilmemiş, bir tür "sığınmaca" olarak yaşamak zorunda bırakılmış bu kişiler, doğal olarak duygusal gelişim anlarında da bir çok sorunla karşılaşmaktadırlar. Engelli kişilerin çoğunlukla içe kapalı, gerilimli, alıngan duygular içinde oldukları bilin¬mektedir. Engelli kişilerin uygun koşullar sağlandığında sadece engellerinden do¬layı karşılaşacağı sorunlar, ne yazık ki gelişmemiş ülkelerde engellilere yönelik yanlış tutumlar nedeniyle birçok farklı gelişim sorununa da kaynaklık edebilmek-tedir. Bugün özürlüler günleri dolayısı ile de olsa seslerini yılda bir haftalığına duyurabilen özürlülerin şikayet ettikleri en temel güçlüklerden biri, çalışma yaşamında özürlülere yeteri kadar yer açılmamasıdır. Yasalardaki belli bir sayıyı geçen kurumlarda/işyerlerinde özürlü çalıştırma zorunluluğuna çoğu kez yasaları oluştu¬ran devletin kuruları bile uymamaktadır. Bu süreç açıktır ki, özürlülüğe bakışın değişmesini zorunlu kılmaktadır. Engelliye bakış acısının değişmesi ise çocukluk çağından itibaren özürlü olmayan kişilerin bu konularda iyi eğitimden geçirilmiş olmasına bağlıdır.
Engellilerin yaşadıkları en ciddi güçlüklerden bir de toplumun onlara yönelik duygularının içerikleri ve bu duygu içeriklerinin yaşattığı ilişki güçlükleridir. Engelli kişilerle iliksilerde çoğunlukla acıma duygularıyla içice geçen duygu durumları nedeniyle onların yapabilecekleri şeylerin bile yapılmasına izin vermeyen aşırı korumacı davranışlara başvurulur. Bu koruyucu davranışlar engelli kişiyi giderek yeteneklerini kullanamaz hale dönüştürür. Bağımlı ilişkiler zeminini hazırlayan bu durum, gün gelip engelli kişiyle uğraşan kişinin bu uğraştan yorulmasına bağlı olarak geri çekilmesi yüzünden kişiler arası ilişkilerde kırgınlıklara da yol açar. Engelli kişi ile acıma ile içice geçmiş duygularla kurulan ilişki, önemli oranda özürlü ile ilişkinin sevap-günah bağlamında ele alınması ile ilgili olduğundan kişinin bu ilişkide özürlüye yaptığı yardımın ne kadarını_özürlü ne kadarım kendisi için yaptığı da bilinmez hale gelir. Bu durum, özürlülerin kişi ve yurttaş olmak dolayısıyla ile var olan temel haklarının gözden kaçırılmasına kaynaklık eder. Dolayısıyla, özürlü ile aynı toplumun insanları olmak nedeniyle ortak haklara sahip olan insanlar olarak ilişki sürdürme duygusunun yerini özürlüye iyilik yapmış olma duygusu alır. Bu iyilik yapmış olma duygusu yüzünden çoğunlukla özürlü olmayan kişi ilişkide veren konumunu işgal eder ve doğal olarak da özürlü üzerinde hak iddialarında bulunur. Tüm bu süreç açıktır ki, özürlü kişinin hiçte hak etmediği bir duygu sömürüsüne maruz kalmasına yol açar. Bu süreçte, çoğu kez kendi yurttaş olmasından kaynaklı haklarının bilincinde de olamayan engelli kişi, özürlü ile hiç de ilişkili olmayan ek bir sorunla da karşılaşmış olur.
Engelli bireylerin yukarda ifade edilen genel güçlüklerin yanı sıra karşılaştıkları çok özel güçlüklerin olduğunu da hatırda tutmak gerekmektedir. Çok açık araştırma sonuçları olmasa da otoriteryan kişilik özellikleri gösteren bir çok kişinin engelli bireyler için bırakın özel tedbirler alınarak onlarla ilişki sürdürülmesinin gereğine inanmayı yoğunlukla engelli kişileri topluma zararlı olan, gereksiz kaynak israfına yol açan kişiler olarak algıladıkları, onlara ayrılan kaynakların normal kişilere ayrılması gerektiğine inandıkları ve bu inanış biçimi nedeniyle ço¬ğunlukla onlara zarar veren ilişkilere yöneldikleri de bilinmektedir. Bu türden problemli düşünüş ve inanışların yok edilmesi görevini üstlenmesi gereken okul¬larda bile ne yazık ki, benzer görüşler içinde olan öğrenci, öğretmen ve yöneticilere rastlanmaktadır. Engellilerle ilgili bu türden bir bakısın yaygınlaştığı büyük toplumsal bunalım zamanlarında, engellilerin bir tip ortaçağda rastlanılan "cadı avı" törenlerinde "cadılara" layık görülen muamelelere maruz bırakıldığı da bi¬linmektedir. Nitekim öz anne babaların bile zihinsel engelli çocuklarına yaptıkları muamelelerin ne denli zulmedici olduğunu televizyon ekranlarına yansıyan gö¬rüntülerden biliyoruz. Bu türden uygulamalara tanıklık etmiş olmanın ürpertilerini de yaşıyoruz.
Engelli Kişilerin Yaşamlarının Kolaylaştırılmasında Neler Yapılabilir?
Buraya kadar ele alınan konu içeriklerinden de anlaşılacağı üzere, özürlülük r11; engellilik oldukça karmaşık bir konudur. Engelliliğin karışık bir konu olması çoğunlukla, engelli kişinin yaşam realitesinin kendine özgü yanlarının engelli ol¬mayanlar tarafından tam olarak anlaşılamadığı halde, sanki engelli kişinin yaşam gerçeğin! ondan daha iyi anlıyorlarmış gibi davranmayla ilgilidir. Bir başka anla¬tımla, konunun karışıklığı önemli oranda aynı gerçekliği engelli kişi ile engelli olmayan kişinin farklı şekilde algılaması ile ilgilidir. Engelli kişiler kendi yaşam gerçekliklerine ilişkin algılarını engelli olmayanlara çoğu kez iletmede zorlanırlar, çünkü engelli kişiler diğerleriyle sürdürdükleri ilişkide dezavantajlı konumdadır. Çoğunlukla engelli olmayanlara bağımlı olarak yaşamak zorunda kalmaları dolayısı ile engelliler, kendileri ile ilgili algılarım olduğu biçimiyle diğerine götüremezler. Özüre bağlı olarak yaşanılanlarla ilgili kendilerinin ye engelli olmayanın algılarının farklı olması çoğu kez ilişkide çatışmalara zemin oluşturur. Engelli kişi ötekine anlatmaya çalışırken ortaya çıkan bu çatışmalardan kaçınmak için, çoğunlukla farkına varmadan, engelli olmayanın özürlülerle ilgili algılarını içselleştirmek durumunda kalır. Bu yüzden bir çok engelli birey kendi özürüyle il¬gili çarpıtılmış algılarla yaşamım sürdürmek zorunda bırakılır. Kısaca, ilişkili ol¬duğu çevrenin engele ilişkin değer ve tutumları, engelli bireyin içinde bulunduğu durumu yansıtmasa da engelli birey bu değer ve tutumların kendi ihtiyaçları ol¬duğu sanısına kapılır Bu da engelli bireyin yaşamım ihtiyaçları doğrultusunda değil çarpıtılmış algıları doğrultusunda sürdürmesine kaynaklık eder.,
Engellilikle ilgili konunun karmaşıklığı özürlülüğün tarih içinde epeyce anlam değiştirmesine rağmen, günümüzde halen bu konuda yanlış algıların önemli oranda geçerliliğini koruması ile de ilgilidir. Özürlülerle ilgili olarak bir çok toplumda var olan yaygın bakış açışı ve görüş, çoğunlukla kulaktan dolma yanlış kanı ve inançlara dayanmaktadır. Modernleşme sürecinde özürlülerle ilgili olumlu yaklaşımları hedef alan bir çok görüş ve düşünce, her ne kadar giderek toplumun değişik kesimlerinde kendine ver açsa da, bu konuda ülkemizde önemli oranda geleneksel anlayışlara dayandırılmış düşüncelere de rastlanılmaktadır. Farklı bilgi kanallarından beslenen özürlülük konusu ve çoğu kez konunun duygusal istismarı durumu karmaşık hale getiren bir diğer önemli faktördür.
Konunun karmaşıklığının bir diğer nedeni ülkemizde konuyla ilgilenen ku¬rumların çeşitliliğidir. Özürlüler konusuyla bir yandan özel kurumlar, çeşitli rehabilitasyon merkezleri vs.. ilgilenmekte, diğer yandan devletin bir çok bakanlığı yada bakanlığına bağlı alt birimler sağlık, eğitim, sosyal yardıma dayalı kuruluş¬lar, çeşitli araştırma merkezleri vs...) konunun bi bizzat takipçiliğim ve denetçiliğini bizzat yapmaktadırlar. Böyle olunca her birim kendi istihdam ettiği uzmanların bakış açısında n konunun bir yanıyla ilgilenmekte, bu da en hafif deyimle karanlıkta fiili her biri başka yerinden tutması nedeniyle bir türlü fiili algılayamamaları gibi bir sonucu doğurmaktadır. Dolayısı ile özürlülük ve özürlü kişilere yönelik çalışmalar bir türlü bütünlük arz edememektedir.
Konunun belki de asıl karmaşıklığı yukarda sıralananların hepsinin aynı anda çakışması ile ilgili olmasındandır. Bir yandan_kendisiyle ilgili çarpıtılmış algıları olan ve kendi yaşantılarının sonuçlarını bile kendi içinden gelen anlamıyla değil dışar¬dan yüklenilen anlamıyla anlamlandıran engelli, bir yandan bu engelle ilgili ger¬çekçi olmayan inanışları sürdüren geniş toplumsal kesimler ve bir yandan da bu karmaşık ve zor sorunla kıt kanaat olanaklarla ve bir çok kuruma havale edilmiş biçimde başa çıkmaya çalışan kurumlar. Tüm bunların bir araya gelmesi, bir çok engellinin de ifade ettiği gibi yaşamı çekilmez kılmaktadır.
Ne Yapılabilir?
Özürlülere ilişkin doğru şeyler yapma, en temelde özürlülükle ilgili doğru algılar geliştirmiş olmakla mümkündür. Bu bağlamda öncelikle konunun (yukar¬da sıralanan nedenleri) karmaşıklıktan kurtarılması gerekmektedir. Bunun için de topyekün bir algı değişimine gitmeye gerek vardır. Devim yerinde ise ülkemizde özürlülükle ilgili "aydınlanma"nın başlatılmasına ihtiyaç vardır. Bu bağlamda, öncelikle kurumsal olarak özür yada engelle ilgilenen tüm kurumların, özürlülüğü ayrı ayrı ilgilendikleri bir konu alanı olarak değil, işbirliği içinde uğratılması gere¬ken bir konu alanı olduğunu bilince çıkarması şart gözükmektedir. Bu çerçevede makro düzeyde,
1. Özürlülerle ilgilenen kurumların çeşitliliği, özürlülerin tanılanmasında so¬runların yaşanmasına yol açmakta, bu kurumsal çeşitlilik bir çok bürokratik engeli de içinde barındırmaktadır. Bu yüzden sadece özel eğitime süreçlerine ve özel eğitime ihtiyaç duyanlara yönelik rehberlik çalışmalarına odaklanan Özel Eğitim Rehberlik ve Danışma Hizmetleri Genel Müdürlüğünün sadece okul çağındaki özürlüleri kapsayan çalışmalarının genişletilmesi gerekmektedir. Bu genişletme doğrudan tüm özürlüleri kapsayan bir üst idari organı (sözgelişi, Özürlüler Koordinatörlüğü olarak adlandırılabilecek bir birimi) içine alacak şekilde olabilir ve bu idari organ özürlülerle ilgili diğer kurumları da kapsayarak, özürlülüğe ilişkin bütüncül bir yaklaşımın oluşturulmasını sağlayabilir.
2. Özürlülük konusunda tüm toplumun aydınlatılmasını sağlayacak anlayış değişikliklerini gerçekleştirmek üzere, konunun uzmanlarının da içinde yer aldığı çeşitli dernek ve gönüllü kuruluşlara sunulan olanaklar genişletilebilir. Ülkemizde yeni yeni hareketlenen gönüllü kuruluşların konuyla ilgili projeleri, bu konuda oluşturulacak olan bir fon aracılığıyla desteklenebilir.
3. Engelli kişilerin yaşamlarım zorlaştıran her türden kent planlarının sorumlularının kimler olduğu belirlenebilir ve bu kent planlamalarında özürlü yurttaşları göz ardı eden uygulamaların ortadan kaldırılması için yasal yaptırımlar da dahi önlemler alınabilir.
4. Özürlülükle ilgili toplum bilincini geliştirmek üzer özellikle ulusal medyanın sorumluluk üstlenmesi sağlanabilir. Bir çok Batı Avrupa ülkesinde uygulanan medyaya haftada belli saatlerde bu konuyla ilgili yayın yapma zorunluluğu getirilebilir.
Özürlülükle İlgili Olarak Okullarda Neler Yapılabilir?
Özürlülük konuşurda yukarda ifade edilenler büyük ölçekli ve devletin bir çok kurumunu ilgilendiren çalışmalardır. Bir ayağı yasal değişikliklerde olması nedeniyle parlamentoda, bir ayağı toplumun en ait kesimindeki insan anlayışının değiştirilmesinde olan bu tür makro çalışmalar açıktır ki hem zamana hem de ciddi kaynağa ihtiyaç göstermektedir. Zamana ve kaynağa ihtiyaç göstermeyen çalışmalar ise mikro düzeyde çözümlere yönetmektir. Bu çözümlerin basında okulların işe koyulmasını sağlamak gelmektedir.
Her ne kadar okullarda özel eğitim çalışmaları yaygınlaşmış gibi gözükse de, çoğu kez bu çalışmaların içeriği doldurulamamaktadır. Ağırlıklı olarak özürlü çocuklara yönelik bilgi eksikliği ve önyargılar yüzünden ne yazık ki bir çok okulda özel eğitime ihtiyaç duyan çocuklara onların ihtivadan oranında ulaşılamamak¬tadır. Bu nedenle bu konuda öncelikle aldıkları eğitim gereği özellikle uyumsuz çocuklarla ilgili olan sorunlardan başlamak üzere, en başta okul psikolojik danışmanlarına (rehber öğretmenlere) ama giderek tüm öğretmelere önemli görevler düşmektedir. /
Psikolojik Danışmanlar Neler Yapabilir?
Özel eğitim konusunda psikolojik danışmanlara düşen görevleri iki genel başlık altında toplayabilmek mümkündür.
1. Psikolojik Danışmanların Öğretmen Ve Veli Eğitiminde Üstlenebilecekleri Roller
Özürlülük konusunda yaygın olan ve yaygın olduğu kadar yanlış olan inançların değiştirilmesi, önemli oranda özürlüyle ve özürle ilgili doğru bilgilere sahip kişilerin sürece müdahil olmasıyla sağlanabilir. Bu konuda okullarda görevli ve yetkili olan kişiler ise (çoğu kez özel eğitim okullarında bile yeteri kadar özel eğitim uzmanının bulunmaması yüzünden) çoğunlukla psikolojik danışmanlardır.
Psikolojik danışmanlar, kendi işlerini hakkıyla yapma eğilimine girmeyi başarabilirse, özel eğitim alanında var olan yanlış toplumsal kanıların değişmesinde önemli roller oynayabilirler. Bu ise onların mezuniyet öncesi yetiştirilme tarzları ile doğrudan ilgilidir. Ne yazık ki günümüzde psikolojik danışmanlar özel eğitimi kendi uzmanlık alanları dışında algılamakta ve bu konuda çalışmaya fazla istekli olmamaktadırlar. Bu daha çok onların yetiştiği fakültelerin çoğu kez onları görevlerini sınırlandırmaları ve özel eğitim konusunda yeteri kadar onları güdülememesi ve bilgilendirmemesi yüzündendir. Özel eğitim konusunda her ne kadar yeterli bilgiye sahip olmasalar da özellikle hümaniter eğitim anlayışına daha yakın yetiştirilmeleri nedeniyle psikolojik danışmanlar, özürlülerin ihtiyaçlarını hümanist bir çerçeveden aileye ve öğretmene taşıyabilecek hali hazırdaki en uygun kaynaktır.
a) Okul psikolojik danışmanları, özürlü çocukların aileleriyle yapacağı görüşmeler aracılığı ile onları çocuklarının ihtiyaçları konusunda bilgilendirebilir. Unutmamak gerekir ki, özürlülükle ilgili uygulama alanında ortaya çıkan sorunlar çoğu kez özürlüyle ilgili bilgi eksikliğine dayalıdır. Ve birçok kişi özürlülükle ilgili neredeyse sıradanmış gibi duran bilgilere bile açtır. Sözgelişi ona babaların özürlü çocuğun duygularını anlaması için sadece özürlü çocuğunu anlamaya teşvik edilmesi bile, özürlü ile ailesi arasında bazen sanıldığından çok daha güçlü bir duygusal bağın kurulmasına yol açabilmekte, bu durum da özürlü çocukla aile içinde süre giden çatışmaları önemli oranda azaltabilmektedir.
b) Özürlü çocuğa sahip aileler özürlü çocuktan utanma duyguları nedeniyle çocuklarını gizlemeye yönelmektedirler. Birçok aile çok belirgin olmadığı durumlarda özürü kabullenme konusunda ciddi güçlüklerde yaşamaktadır. Ailelerin yaşadığı bu türden durumlar nedeniyle çocuklarına yakın olmadıkları ve onların ihtiyaçlarını anlayamadıkları bilinmektedir. O nedenle psikolojik danışmanların ailelere sunabilecekleri en ciddi desteklerden biri, onların özürlü çocuğu kabullenme konusunda yaşadıkları güçlükleri aşmalarına yardım etmektir.
c) Özürlüler konusunda çoğu kez öğretmenler arasında ortak bir tutum ve anlayış ne yazık ki sağlanmamıştır. Kendilerini daha çok normal öğrencilerin eğitimleri konusunda bir takım becerilerle donatan öğretmenler, özürlü öğrencilerle uğraşmayı kendi öğretmenlik rolleri arasında kabul etmeye çoğunlukla yanaşmamaktadırlar. Öğretmenlerin özel eğitime dönük tüm çalışmaları desteklemelerinin onların temel öğretmenlik rolleri arasında olduğunu öğretmenlere götürme konusunda psikolojik danışmanlar rol üstlenmelidir.
2. Psikolojik Danışmanların Engelli Öğrencilerle İlgili Üstlenebilecekleri Roller
Engelli çocukların çoğunlukla uyum sorunları yaşadıkları, arkadaş ilişkilerinde çoğu kez içe kapalı, zaman zaman saldırgan davrandıkları bilinmektedir. Engelli çocukların bu davranışları çoğu kez sınıf içinde önemli problemlerin yaşanmasına kaynaklık etmektedir. Tüm il merkezlerinde bulunan Rehberlik Araştırma Merkezlerir17;nin de desteğini alarak, psikolojik danışmanlar:
a. Özürlülük nedeniyle yaşadığı duygusal sorunları ifade edebilmesi ve olumsuz duygularının kendi yaşamlarını zora sokan yanlarını görebilmesi için özürlü çocuklarla çeşitli psiko drama, rol oyunları türünden etkinlikler düzenleyebilir. Bu etkinliklerin sadece özürlü çocukların bir araya gelmesiyle düzenlenmesi gerekmez. Özürlü olmayan çocukların da özürlü kişileri daha iyi anlayabilmesi için karma etkinliklere olanaklar ölçüsünde okullarda yer verilebilir.
b. Engelli çocukların yetenek ve ilgilerinin keşfedilmesi için sınıf öğretmenlerinin de desteğini alarak, çeşitli test ve envanterler uygulanabilir.
c. Toplumumuzda birçok alanda olduğu gibi engelli kişilerle iletişimde de ciddi sorunlar yaşanmaktadır. İletişim sorunlarının aşılmasında çoğu kez her kesimden insanın iyi modellere ihtiyaç duyulduğu bilinmektedir. Psikolojik danışmanlar, özürlü çocuklarla sürdürdüğü anlayışlı, sorunu çözüm odaklı, sevecen, ilgili vb. ilişkiler aracılığı ile bu çocuklarla iletişimin nasıl sürdürüleceği konusunda okul çevresine model olmaya yönelebilir.
d. Engelli çocukların sınıf içi sorunları konusunda öğretmen ve öğrenci eğitimine dönük çalışmalarda etkin rol oynayabilir. Söz gelişi engellilerle ilgili çoğu kez engelli bir öğrenciyi de işin içine katarak konuşmacı olarak bile görev vererek, paneller, seminerler verdirebilir. Okulun bütün olanaklarının kullanılmasında özürlülerin de en az diğer öğrenciler kadar etkili olabileceğini uygulamaları ile gösterebilir.
Özetlemek gerekirse psikolojik danışmanın yapması gereken tek şey ise, toplumun insanla ilgili olanlarda sorunluluk alan bir ferdi olduğunun bilinciyle hareket etmesidir.
Öğretmenler Neler Yapabilir
Öğretmenler, özürlülükle ilgili toplumsal aydınlanmaya an fazla katkı sunması beklenilen kişiler durumundadır. Bu nedenle öğretmenle öncelikle özürlülerle ilgili eğitsel rolleri olduğunun farkında olmalıdır. Öğretmenlerin hümanist bir anlayıştan yola çıkması ve özel eğitime muhtaçlığın her an hepimizin başına gelebilecek bir olgu olduğunu akılda tutması gerekir. Ve daha da önemlisi; bu bilinci topluma taşıma konusunda gönüllü rol üstlenmesi gerekir.
Öğretmenlerin toplumun sağlıklı işleyişi için kendilerini doğru bir anlayışla eğitim süreçlerine adamaları onların aydın olma görevleridir. Bu nedenle özürlülük konusunda da toplumsal bilincin geliştirilmesi için öncü rolleri vardır ve bu rolleri onlar yerine getiremediği her durumda bir bütün olarak tüm toplumsal işleyişte ciddi sorunlar doğacaktır.
Öğretmenler okulda ve sınıfta aşağıda vurgulanan bazı rolleri üstlenebilirler.
1. Çoğu kez ailelerin yüzünden kaçan özürü tanımada ilk iş öğretmene düşmektedir. Bu yüzden öğretmenler; özellikle fiziksel ve zihinsel bazı engellerin tanımlanmasında rol oynayabilirler. Dikkatli gözlem yapan bir öğretmen, sınıf içinde işitme, konuşma, görme sorunlarının erken teşhisinde önemli roller oynayabilirler. Okullarda yıl içinde erken teşhis taraması yapar. Rehberlik ve Araştırma Merkezi uzmanlarından da alacağı yardımlarla öğretmenlerin çocukta oluşturduğu problemler konusunda aileleri bilgilendirmesi mümkündür.
2. Engelli öğrencilerin yaşadıkları duygusal sorunlar konusunda diğer öğrencilerin içgörü geliştirmesini sağlamak üzere bazı alıştırmalara ve uygulamalara ders etkinlikleri sırasında yer verebilir. Bu tür etkinlikler aracılığı ile özürlü çocukların aşağılandığı ortamların önüne geçebilmektedir.
3. Öğretmenler sınıf ve okul içinde özürlü çocukların karşılaştıkları yaşam engellerinin aşılması konusunda ilgili kuruluşlarla işbirliği yaparak öğrencilerle güven ilişkisi kurabilir ve bu ilişki aracılığı ile engelli kişinin yeteneklerini ve sınırlılıkları daha yakından tanıma olanağı elde edebilir.
4. Engelli kişilerin yaşam sorunlarını içeren çeşitli anlatıları, denemeleri okul gazetesinde sürekli bir köşe haline getirebilir.
5. Engelli olan ve başarılı uyum yapabilmiş kişileri okula davet edebilir ve onların yaşam deneyimlerini okulla paylaşarak hem engelli öğrencilerin cesaretlenmesine hem de diğer öğrencilerin onlara tepeden bakan tavırlarından uzaklaşmasına olumlu katkılar sunabilir.
6. Öğretmenler özürlülerle ilgili gönüllü kuruluşlarla işbirliğine yönelebilir, gönüllü kuruluşların yaygınlaştırılmasına zaman ayırabilirler.
Özetlemek gerekirse; genel olarak ifade edilenlerden yola çıkarak öğretmenler; özürlü öğrencilerin yaşantılarını zenginleştirecek onlarca konuyla ilgilenebilirler.
Normal bireylere olduğu gibi engelli bireylere sunulacak rehberlik ve psikolojik danışma hizmetleri temelde engelli bireylerin kendilerini ve çevrelerini tanımaları, kendilerine açık olan olanaklardan haberdar olmaları, çevrelerine uyum sağlamaları, güçlü ve zayıf yönlerini kabul ederek kendileri için en uygun verebilmeleri için yapılan yardım süreçlerini kapsar.
KAYNAKÇA
1. Güven, Yıldız. (2003)., Özel Eğitime Giriş, Farklı Gelişen Çocuklar (içinde) (Ed: Kulaksızoğlu Adnan), Epsilon Yayınevi, İstanbul.
2. Güleç, Cengiz., (2003)., Psikiyatri ve Psikoterapilerin ANCr17;si. HYB Yayıncılık. Ankara.
3. Korkmaz, Barış., (2003)., Özel Eğitime Giriş, Farklı Gelişen Çocuklar (içinde) (Ed: Kulaksızoğlu Adnan), Epsilon Yayınevi, İstanbul.
4. Özçelik, İ., (1987)., Özel Eğitim Alanı ve Özürlü Olma Durumu, Fon Matbaası, Ankara.
5. Özsoy, Y., Özyürek, M., ve Eripek, S., (1994)., Özel Eğitime Muhtaç Çocuklar r0;Özel Eğitime Girişr1;. Karatepe Yayınları, Ankara.
6. Üre, Ömer. (2002)., Özel Eğitim ve Rehberlik. Psikolojik Danışma ve Rehberlik (içinde) (Ed: Can Gürhan). Pegem Yayıncılık, Ankara.
7. www.orgm.meb.gov.tr/OEilkeler/htm
|
|
|
|
Mesaj göndermeniz için üye olmanız gerekmektedir.
|
|