Çocuğunuzun Ritmini Duyabiliyor Musunuz?
Bazen bir çocuğun ne söylediğini anlamak için kelimelerine değil, ritmine bakmak gerekir. Sabah evden çıkmaya çalışırken ayakkabısını bir türlü giymeyen, sofrada sürekli kıpırdanan, uyku saati...

Bazen bir çocuğun ne söylediğini anlamak için kelimelerine değil, ritmine bakmak gerekir.
Sabah evden çıkmaya çalışırken ayakkabısını bir türlü giymeyen, sofrada sürekli kıpırdanan, uyku saati geldiğinde bir türlü sakinleşemeyen ya da tam tersine saatlerce kendi dünyasında sessizce oynayan bir çocuk düşünün.
Ebeveyn olarak ilk aklımızdan geçenler çoğu zaman birbirine benzer:
“Yine oyalanıyor.”
“Beni hiç dinlemiyor.”
“Ne kadar hareketli.”
“Neden bu kadar yavaş?”
“Bir türlü bizim tempomuza ayak uyduramıyor.”
Peki ya bir an durup başka bir soru sorsak:
Acaba biz onun ritmini duyabiliyor muyuz?
Çünkü çocukların da kendilerine özgü bir temposu vardır. Kimi çocuk güne yavaş başlar, kimi çocuk sabahın ilk dakikasından itibaren hareketlidir. Kimi bir etkinlikten diğerine kolayca geçerken kimi yaptığı işi bırakmakta zorlanır. Kimi kalabalık ve gürültülü ortamlarda hızlanır, kimi ise böyle ortamlarda içine kapanır.
Bunların her biri bize çocuğun dünyası hakkında bir şeyler söyleyebilir.
Ritim yalnızca müzikte değildir
Ritim deyince çoğumuzun aklına müzik, davul, alkış ya da dans gelir. Oysa yaşamın kendisi ritimlerle doludur.
Uyumak ve uyanmak…
Acıkmak ve yemek yemek…
Hareket etmek ve dinlenmek…
Konuşmak ve karşıdakini dinlemek…
Yaklaşmak ve biraz uzaklaşmak…
Oynamak ve durmak…
Çocuk da bütün bunların içerisinde kendi ritmini oluşturur.
Bir bebeğin annesinin sesini duyduğunda sakinleşmesi, bir çocuğun her gece aynı uyku rutininden sonra daha kolay uykuya geçmesi, bir başka çocuğun sallanırken rahatlaması bile ritimle ilişkilidir.
Çünkü ritim, dünyayı daha öngörülebilir ve düzenli hale getirir.
Çocuk için öngörülebilirlik ise çoğu zaman güven duygusunu destekler.
Bu nedenle bazı çocuklar aynı hikâyeyi her gece tekrar tekrar dinlemek ister. Aynı şarkının açılmasına sevinir. Oyuncak arabasını aynı yoldan defalarca geçirir. Uyku öncesinde hep aynı sıranın olmasını bekler.
Biz yetişkinler için “yine mi aynı şey?” olan durum, çocuk için “ne olacağını biliyorum” anlamına gelebilir.
Her çocuk aynı tempoda ilerlemek zorunda değil
Günlük hayatın içinde çocukların temposunu yetişkinlerin temposuyla karşılaştırmak çok kolaydır.
Sabah saat 8.00.
Anne işe yetişmeye çalışıyor.
Baba hazırlanıyor.
Çocuğun okula gitmesi gerekiyor.
“Haydi çabuk.”
“Dişlerini fırçala.”
“Çantanı al.”
“Çorabını giy.”
“Daha bitmedi mi?”
“Geç kalıyoruz!”
Bir yetişkin için bunlar hayatın olağan akışı olabilir. Ancak çocuk açısından arka arkaya gelen bu yönergeler oldukça yoğun bir tempoya dönüşebilir.
Özellikle geçişlerde zorlanan bir çocuk için “oyunu bırakıp hazırlanmak”, yalnızca bir davranışı değiştirmek değildir. Çocuğun zihinsel ve duygusal olarak bir durumdan başka bir duruma geçmesi gerekir.
Tam o sırada çocuk yere oturup oyuncağıyla oynamaya devam ediyorsa, bunu yalnızca “inat” olarak görmek yerine şunu da düşünebiliriz:
“Geçiş yapmak onun için zor olabilir mi?”
Belki de çocuğun ihtiyacı daha fazla zaman değil, daha anlaşılır bir geçiştir.
Örneğin:
“Beş dakika sonra oyunumuzu bitirip hazırlanacağız.”
Ardından:
“Son iki arabanı da sür, sonra arabaları park edip ayakkabılarımızı giyelim.”
Bu küçük değişiklik, çocuğun ritmine yetişkinin biraz yaklaşması anlamına gelir.
Bazen çocuğun davranışı bize söyleyemediğini anlatır
Özellikle iletişim becerileri henüz gelişmekte olan veya gelişimsel farklılıkları bulunan çocuklarda davranışlar önemli mesajlar taşıyabilir.
Bir çocuk sürekli ellerini çırpıyor olabilir.
Bir başkası odanın içinde ileri geri koşuyor olabilir.
Bir çocuk kalabalık bir ortama girdiğinde kulaklarını kapatabilir.
Bir diğeri aynı oyunu uzun süre tekrar edebilir.
Bunların her birini tek bir anlama indirgemek doğru olmaz. Çünkü aynı davranış farklı çocuklarda farklı ihtiyaçların ifadesi olabilir.
Ancak davranışı hemen ortadan kaldırmaya çalışmadan önce bir adım geriye çekilip bakmak bize çok şey söyleyebilir:
Bu davranış ne zaman ortaya çıkıyor?
Öncesinde ne oldu?
Çocuk ne yapmaya çalışıyor olabilir?
Bu davranış çocuğun kendisini düzenlemesine yardımcı oluyor olabilir mi?
Örneğin markette alışveriş yaparken çocuğunuzun sürekli koştuğunu düşünelim.
“Dur!”
“Koşma!”
“Kaç kere söyledim?”
demek çoğu zaman ilk refleksimizdir.
Ama biraz daha dikkatli baktığımızda marketin parlak ışıkları, insanların konuşmaları, arabaların hareketi, müzik, rafların görüntüsü ve kalabalığın çocuk için oldukça yoğun bir ortam oluşturduğunu fark edebiliriz.
Belki çocuk “yaramazlık” yapmıyordur.
Belki bedeni bu yoğunluğu hareket ederek düzenlemeye çalışıyordur.
Bu elbette her koşulda koşmasına izin vermemiz gerektiği anlamına gelmez. Sınır koymak yine gereklidir.
Fakat sınır koyarken çocuğun ihtiyacını da görmeye çalışabiliriz:
“Burada koşamayız. Çok hareket etmek istiyorsan birazdan dışarı çıktığımızda birlikte koşabiliriz.”
Böylece yalnızca davranışı durdurmak değil, davranışın arkasındaki ihtiyaca başka bir yol açmak mümkün olur.
“Yavaş” çocuk gerçekten yavaş mı?
Bazı çocuklar hazırlanırken, yemek yerken, ödev yaparken veya konuşurken yaşıtlarından daha yavaş olabilir.
Ve bu durum ebeveyni oldukça zorlayabilir.
“Bir saattir hazırlanıyorsun.”
“Artık bitir.”
“Bu kadar basit bir şeyi neden yapamıyorsun?”
Çocuk ise belki gerçekten elinden geleni yapıyordur.
Özellikle özel gereksinimli çocuklarda bir becerinin gerçekleşmesi için gereken süre, yetişkinin tahmin ettiğinden daha uzun olabilir.
Burada önemli olan çocuğun hızını sürekli artırmaya çalışmak yerine, onun hangi aşamada zorlandığını fark etmektir.
Örneğin çocuk tek başına giyinebiliyor ama çorabını giymesi çok uzun sürüyorsa mesele “yavaşlık” değil, çorabı doğru şekilde kavrama, ayağı yerleştirme ya da kıyafetin bedensel duyumuyla ilgili bir güçlük olabilir.
Bu nedenle bazen:
“Çabuk ol.”
demek yerine:
“Önce çorabın ucunu bulalım. Şimdi ayağını içine koyalım.”
gibi küçük adımlara bölmek çok daha işlevsel olabilir.
Çocuğun ritmini duymak, onun yerine her şeyi yapmak değildir.
Çocuğun hangi noktada desteğe ihtiyaç duyduğunu fark etmektir.
Bazen de çocuk çok hızlıdır
Ritim yalnızca yavaşlayan çocuklarla ilgili değildir.
Bazı çocukların bedeni ve zihni adeta sürekli hareket halindedir.
Bir etkinlikten diğerine geçer.
Konuşurken hızlanır.
Oyuncakları hızla değiştirir.
Beklemek zor gelir.
Sırasını beklemek güç olabilir.
Ebeveyn bir yandan “Biraz sakin ol.” derken çocuk sanki frenine basamıyormuş gibi görünür.
Böyle durumlarda çocuğun hızını yalnızca bastırmaya çalışmak yerine, yavaşlama deneyimini birlikte oluşturmak daha anlamlı olabilir.
Örneğin akşam saatlerinde ışıkları biraz azaltmak, televizyonu kapatmak, aynı sırayla yapılan bir uyku rutini oluşturmak, yavaş tempolu bir müzik açmak, birlikte kitap okumak veya birkaç dakika sessizce yan yana oturmak çocuğun günün hızından daha sakin bir ritme geçmesine yardımcı olabilir.
Burada amaç çocuğa:
“Artık sakin ol!”
demek değil;
“Ben seninle birlikte yavaşlıyorum.”
mesajını vermektir.
Çocuğun ritmini duymak biraz da beklemeyi bilmektir
Ebeveynlikte en zor şeylerden biri beklemektir.
Çocuğa bir soru sorarız.
Cevap gelmez.
Soruyu tekrar ederiz.
“Duydun mu?”
“Cevap versene.”
“Ne istiyorsun?”
Çocuk hâlâ susar.
Oysa bazı çocukların cevap vermeden önce daha uzun bir işlemleme süresine ihtiyacı olabilir.
Özellikle iletişim alanında güçlük yaşayan çocuklarda soruyu sorduktan sonra hemen ikinci, üçüncü soruya geçmek çocuğun cevap verme fırsatını azaltabilir.
Bazen birkaç saniyelik sessizlik oldukça değerlidir.
“Ne istersin?”
…
Beklemek.
Gözlemlemek.
Çocuğun yüzüne, bedenine, yöneldiği nesneye bakmak.
Belki çocuk parmağıyla suyu gösterir.
Belki bakışlarıyla seçim yapar.
Belki tek bir ses çıkarır.
Belki elini uzatır.
İletişim yalnızca kelimelerden oluşmaz.
Çocuğun cevabını duyabilmek için bazen önce kendi sesimizi azaltmamız gerekir.
Birlikte ritim tutmak
Ritim, ilişki kurmanın da güçlü yollarından biridir.
Bir bebeğin çıkardığı sese annenin karşılık vermesi…
Çocuğun masaya vurmasına ebeveynin aynı tempoda eşlik etmesi…
Birlikte alkışlamak…
Bir şarkıda aynı yerde durmak…
Topu sırayla birbirine atmak…
Bunların hepsi çocuğa şu deneyimi yaşatır:
“Ben bir şey yaptım ve sen bunu fark ettin.”
Bu deneyim, özellikle ortak dikkat ve karşılıklı etkileşim becerilerinin gelişimi açısından kıymetlidir.
Örneğin çocuğunuz masaya üç kez vuruyorsa siz de üç kez vurabilirsiniz.
Çocuk tekrar ederse siz de tekrar edebilirsiniz.
Sonra küçük bir değişiklik yapabilirsiniz.
Çocuğun sizi fark edip etmediğine bakabilirsiniz.
Burada amaç mükemmel bir ritim oluşturmak değildir.
Amaç birbirinizin ritmini fark etmektir.
Bir süre sonra bu basit oyun bir iletişim alışverişine dönüşebilir.
Çocuk:
“Ben yaptım.”
der gibi masaya vurur.
Siz:
“Ben de yaptım.”
dersiniz.
Bu küçük karşılaşmalar, bazen uzun konuşmalardan daha güçlü bir bağ kurabilir.
Ebeveynin de bir ritmi vardır
Çocuğun ritminden söz ederken yetişkinin ritmini unutmamak gerekir.
Çünkü ebeveyn yorgunsa, kaygılıysa, sürekli yetişmeye çalışıyorsa çocuğun yavaşlamasını beklemek oldukça zor olabilir.
Sabah işe yetişmeye çalışan bir annenin çocuğunun ayakkabısını beş dakikada giyememesine tahammül edememesi çok insani bir durumdur.
Akşam bütün gün çalışmış bir babanın çocuğunun aynı soruyu onuncu kez sormasına sabrının azalması da öyle.
Bu nedenle “iyi ebeveyn çocuğunun ritmine her zaman uyum sağlar” gibi gerçekçi olmayan bir beklenti yaratmamak gerekir.
Ebeveyn de insandır.
Bazen yorulur.
Bazen sabrı tükenir.
Bazen sesini yükseltir.
Önemli olan kusursuz olmak değil, ilişkiye yeniden dönebilmektir.
“Az önce çok acele ettim. Seni dinleyemedim. Şimdi buradayım.”
diyebilmek bile çocuğa önemli bir mesaj verir.
Çocuğun ritmini duymak, onu her istediğinde yapmak değildir
Burada önemli bir ayrımı özellikle vurgulamak gerekir.
Çocuğun ritmine uyum sağlamak, çocuğun her istediğini yapmak anlamına gelmez.
Sınırlar çocuklar için gereklidir.
Uyku saati olabilir.
Ekran süresi sınırlı olabilir.
Markette koşmak uygun olmayabilir.
Bir başkasına vurmasına izin verilemez.
Ancak sınır koymakla çocuğun ritmini yok saymak aynı şey değildir.
Örneğin:
“Tableti şimdi kapatıyoruz.”
net bir sınırdır.
Ardından:
“Biliyorum, bırakmak istemiyorsun. Son oyunun bitince kapatacağız. Sonra birlikte banyoya geçeceğiz.”
demek ise çocuğun geçiş sürecini desteklemektir.
Sınır aynı kalırken yaklaşım değişebilir.
Peki bugün ne yapabilirsiniz?
Bugün çocuğunuzla ilgili değiştirmeye çalıştığınız bir davranışı seçin.
Örneğin:
- Sabahları hazırlanmakta zorlanıyor.
- Yemekte sürekli kalkıyor.
- Uykuya geçmek istemiyor.
- Çok hızlı konuşuyor.
- Sürekli hareket ediyor.
- Oyundan ayrılmak istemiyor.
- Sorularınıza hemen cevap vermiyor.
Ve bugün yalnızca gözlem yapın.
Hemen düzeltmeye çalışmadan önce kendinize şu soruları sorun:
Ne zaman oluyor?
Nerede oluyor?
Öncesinde ne yaşanıyor?
Çocuğumun bedeni o sırada bana ne anlatıyor?
Benden neye ihtiyacı olabilir?
Ben onun ritmine biraz yaklaşsam ne değişirdi?
Belki sabahları gerçekten daha fazla zamana ihtiyacı vardır.
Belki uyku öncesinde daha uzun bir geçişe…
Belki kalabalık ortamlarda daha az uyarana…
Belki konuşmadan önce birkaç saniye beklememize…
Belki de yalnızca bizim onunla aynı yerde, aynı tempoda birkaç dakika kalmamıza…
Son olarak…
Çocuklarımızı çoğu zaman yetiştirmeye, hızlandırmaya, düzeltmeye ve geliştirmeye çalışıyoruz.
Bazen de bütün bunların arasında onları dinlemeyi unutuyoruz.
Oysa çocuk bize her gün bir şeyler anlatıyor.
Kimi zaman kelimeleriyle.
Kimi zaman bakışlarıyla.
Kimi zaman hareketleriyle.
Kimi zaman tekrarlarıyla.
Kimi zaman sessizliğiyle.
Ve kimi zaman da davranışlarıyla.
Belki bugün çocuğunuza biraz daha farklı bir gözle bakabilirsiniz.
Ayakkabısını yavaş giyerken…
Aynı oyunu tekrar tekrar oynarken…
Sizinle konuşmadan önce beklerken…
Kalabalıkta kulağını kapatırken…
Uykuya geçmeden önce sizden aynı hikâyeyi bir kez daha isterken…
Kendinize şu soruyu sorabilirsiniz:
“Ben onun davranışını değiştirmeye çalışmadan önce, onun ritmini gerçekten duydum mu?”
Çünkü bazen çocuğun ihtiyacı daha hızlı ilerleyen bir yetişkin değildir.
Bazen ihtiyacı, yanında yürüyen ve onun adımlarının temposunu fark eden bir yetişkindir.
Çocuğun ritmini duyduğumuzda, yalnızca davranışını değil; çocuğun kendisini görmeye başlarız.






Özellikle ‘yavaşlığın bir tembellik değil, gelişim süreci olduğu’ vurgusu çok kıymetli. Her ebeveynin ve eğitmenin faydalanması gereken, oldukça nitelikli bir içerik olmuş.Davranışların arkasındaki mesajı anlama konusunda harika bir rehber niteliğinde. İçerik ve görsellerin uyumu da ayrıca çok başarılı, kaleminize sağlık.
Kıymetli yorumlarınız için teşekkür ediyorum .