Bir Gün Sadece Bir Kahve İçebilecek Miyim?
Her an her şeye hazırlıklı olmalıyız.Çocuğun kendisi belirler durumu.Bakalım zaman ne gösterecek. Bir Hacettepe günü sonrası, doktorla yaptığımız konuşmalardan aklımda kalanlar… “Nörolojideki...
Her an her şeye hazırlıklı olmalıyız.
Çocuğun kendisi belirler durumu.
Bakalım zaman ne gösterecek.
Bir Hacettepe günü sonrası, doktorla yaptığımız konuşmalardan aklımda kalanlar…
“Nörolojideki birçok çocuktan daha iyi görünüyor ama normal çocuklardan çok geride.”
13 ay bitti. Hâlâ desteksiz oturmakta sıkıntı çekiyoruz. Kasılıyoruz. Nasıl tepki vermemiz gerektiğini bilmiyoruz.
Herhalde 5-6 aylık bir bebek gibiyiz.
Onun nasıl olduğunu da bilmiyorum. Orası da ayrı bir üzüntü…
“Aaa, bu sefer çok daha iyi gördük.”
Ne yapay, ne can yakıcı bir cümlesin…
Sonrası karşılıklı oyunlar, “canımlar, cicimler”…
Ve benim sinirlerime, gözyaşlarıma hâkim olamama hâlim.
Bazen diyorum ki;
Kimin ahını aldık da bu haldeyiz? Hangimiz aldık böyle bir ahı acaba?
Babasıyla hiç karşılaşmasaydık, bambaşka hayatlar yaşasaydık, ayrı ayrı yerlerde olsaydık…
Acaba yine evlatlarımızla böyle bir imtihandan geçer miydik?
Bugün Hacettepe’de öğle arasında oturduk, kafede kahve içtik.
Yakın masalara öğrenciler geldi, oturdular.
O kadar üzüldüm ki kendime…
Ben de bir zamanlar bu hayatı yaşıyordum. Bütün derdim; okul, projeler, gelecek kaygısı falandı.
Şimdiyse hasta bir çocukla, ne getireceği belli olmayan bir hayatın içindeyim.
Bir gün bir kafede, dertsiz tasasız oturup bir kahve daha içebilecek miyim acaba?
Bunu düşünerek ağladım.
Aslında sadece kahve içemediğim için değil…
“Aa, çocuğun nesi var? Ama çok iyi duruyor.”
“Sen zayıfladın mı?”
“İşi de mi bıraktın?”
Bu sorulara maruz kalmadan, kafam rahat, özgürce ve huzurla oturamayacağımı hissettiğim için ağladım.
O soruların cevaplarına gelince…
“Çocuğumda epilepsi ve spastisite var. Nedeni belli değil. Elimizden geleni yapıyoruz ama çok da ilerleyebilmiş değiliz.”
“Zayıfladım çünkü oğlum kortizon kullanırken onunla birlikte diyet yaptık. Ayrıca yüzüm zayıflamadı canım; ben doğrudan çöktüm. Gördüğün o gözler, ağlamaktan kırışan, endişeden yorgun düşen gözler…”
“Yapmaktan gerçekten zevk aldığım bir işim vardı. Ama kimseye çocuğumun nesi olduğunu, neler yaşadığımızı, hangi süreçlerden geçtiğimizi anlatmak istemediğim için evet, işi bıraktım.”
Hayatının her döneminde sosyal olmuş, güzel ilişkiler kurmuş, insanlarla iletişim kurmayı seven biri olarak…
Kendime çok üzülüyorum.
Belki de en çok buna…
Bir zamanlar geleceği planlayan, çalışan, üreten, arkadaşlarıyla kahve içip saatlerce sohbet eden o kadına…
Şimdi bir kafede tek bir kahveyi bile “Acaba bunu ne zaman yeniden dertsiz tasasız içebileceğim?” diye düşünerek içen kadına…
Ve galiba insan bazen çocuğunun hastalığına değil,
o hastalıkla birlikte kaybettiği kendi hayatına da ağlıyor.
Özge Paksoy
İstanbul Üniversitesi Çocuk Gelişimi lisans eğitimimin ardından Hacettepe Üniversitesinden pedagojik formasyonumu tamamladım. Erken müdahale, özel eğitim, kaynaştırma/bütünleştirme, oyun temelli öğrenme, davranış yönetimi, gelişimsel gözlem ve aile eğitimi alanlarında kendimi geliştirmeye devam ediyorum. Otizm, DEHB ve disleksi üzerine aldığım eğitimlerle farklı gelişim özelliklerine sahip çocukları daha bütüncül bir bakış açısıyla değerlendirmeyi amaçlıyorum. CP ve epilepsi tanısı olan özel gereksinimli bir çocuğun annesi olarak edindiğim 12 yıllık deneyim ise mesleki yolculuğumun önemli bir parçasını oluşturuyor. Bu deneyim bana yalnızca çocukların değil, ailelerin de süreç boyunca neye ihtiyaç duyduğunu yakından görme fırsatı verdi.







Çok içten ve içinde bulunulan durumu paylaşan, aynı durumda olan anne ve ailelere yalnız olmadıklarını hissettiren, şahane bir yazı olmuş. Güzel yüreğinden öpüyor ve devamını diliyorum. Sevgiler♥️✨🤲